28 Ocak 2011 Cuma

Tarihteki Deliler (Neyzen Tevfik)


“Tarihteki Deliler”  bölümünün ilk delisi 57 yıl önce bugün ölen Neyzen Tevfik… Kendisini saygıyla anıyoruz. İzinden yürüyoruz! :P ;)

Neyzen Tevfik ya da gerçek adıyla Tevfik Kolaylı, 14 Haziran 1879 Bodrum’da doğdu. Babası Hasan Fehmi Bey, Bafra'nın Kolay nahiyesinden ve "Kolaylı" ailesinden olduğu için soyadı "Kolaylı"dır. Taşlama türünün en önemli temsilcilerinden birisi olarak bilinir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve nihavent saz semaisi ile şehnazbuselik saz semaisinin de bestecisidir.

Tevfik yedi yaşlarındayken, eşkıyanın çarşıda götürdüğü insan başlarını görmesiyle bağlantılı olarak sara nöbetleri başladı. Ailesinin yaşadığı Urla'da bir neyzenden nota bilgileri alarak kendini bu alanda geliştirdi. İzmir İdadisi'nde bir süre okudu, okulu bitirmeden ayrıldı. On dokuzundayken (1898′de) babası medrese öğrenimi için İstanbul’a gönderdi. Fethiye Medresesi’ne yerleştirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada babasını tanıyan ve daha sonra Şeyhülislam da olan Musa Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti. Musa Kazım Efendi sayesinde Mehmet Akif Ersoy’la tanıştı. Akif, onun Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanışmasını sağladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe ve şalvar yerine Akif’in verdiği setre pantolonu giymesi, akşamları medrese dışında kalması, ileri-geri konuşmalara yol açınca, Fethiye Medresesi’nden ayrıldı. Önce Fatih’teki Şekerci Hanı’na, sonra da Çukurçeşme’deki Ali Bey Hanı’na yerleşti. Mehmet Akif’ten Farsça öğrenerek İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Ayrıca yine Akif’ten Arapça ve Fransızca öğrendi; kendisi de ona ney çalmayı öğretti. 1902 yılında Bektaşi dervişi oldu. Bu sıralarda şiire ilgi duyan Tevfik, Mehmet Akif ve Şair Eşref'ten etkilendi. 1908 yılından 1913 yılına kadar Mısır'da bulundu.
1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde çaldı. Yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. Konser öncesi neyini merak edenler, konser sonrası onu dinlemenin bir şans olduğunu dile getirdi.
1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Tevfik’in eserlerini onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaştırdı.
1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüktü. “Ağlayan Şarkı” adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar'la oynadı. 1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesi yapıldı.
Neyzenlikteki ustalığına rağmen yergi ve taşlamalarıyla ünlendi. Toplumdaki haksızlıkları gözüne kestiren Tevfik, siyasetin yanı sıra, dini baskı, çıkarcılık gibi konuları işledi.
Tevfik, toplumun kurallarının dışında bir yaşam sürdürmüştü. Paraya düşkünlüğü yoktu. Gericiliğe savaş açmıştı. İslam’ın yozlaştırılmasına ve Atatürk düşmanlığına sinirlenir; hazır cevaplılığıyla yanıtlardı. Ayrıca neyzenlik konusunda içinden geldiği gibi çalmış ve ardından maddi beklentileri olmamıştı. Kendi söylemine göre bu konuda yüze yakın plağı bulunmaktadır. 1927 yılında sara nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği, Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. Aynı yıllarda doktoru olduğu kadar dostları da olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman'ın aracılığı, ayrıca valiliğin oluru ile Bakırköy Akıl Hastanesi'nin 21 nolu koğuşu ona ayrıldı. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar giderdi.
1930'larda İstanbul Belediyesi’nin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik'in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953'te İstanbul’da son buldu. Cenaze namazı Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısındaki Barbaros Bulvarı’nı doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladı Neyzen'i.
Tevfik, içkiye olan ilgisiyle de bilinmekteydi. İçki, hayat biçiminin ayrılmaz bir parçası olmuştu. Bu konuda bir anısı şöyledir:
Bir arkadaşı, Tevfik'i meyhaneden çıkarken görmüş. Eski bir dostu olarak sitem edip ona çıkışmak istemiş:
Vallahi Tevfik Efendi, seni meyhaneden çıkarken görmek, beni son derece üzdü.
Neyzen Tevfik cevap vermiş:
Hemen geri döneyim öyleyse!

Atatürk’le yaşamış olduğu bir anısı da var:
Atatürk Neyzen'in ününü duymuş olacak ki, çağırtmış köşküne sohbet etmişler, uzun uzun aşkla ney üflemiş Neyzen. Ardından Atatürk sormuş:
‒Senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, benim kadar içer misin?
Neyzen düşünmüş, içkinin hududu olmaz:
Ne kadar içersiniz?
‒İki tane kiloluk rakı içerim.
Ata kelimelere basa basa bu sözleri söylemiş ki Neyzen'in gözünü korkutsun.
‒Nasıl içersiniz?
‒Canım ne isterse; susuz, mezesiz.
Neyzen:
‒Ben de iki kiloluk içerim, ama öyle içmem.
Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye kase gelmiş. İki kiloluk rakıyı Neyzen kaseye boşaltmış. Başını sokup lıkır lıkır içecek zannetmişler; fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiş. Bir de somun ekmek ve irice bir kaşık istemiş. Ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırmış, lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşmış.
Yine anlatılanlara göre, Ata:
‒Pes, pes, diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış. Ayrılırken de saygılarını sunmuş. Yine rivayete göre Ata öldükten sonra, Neyzen haftalarca evinden çıkmamış.

Bir anısı da şöyle:
Atatürk'ün Büyük Dil Kongresi’ni topladığı gün, başvekil de Bakırköy’de genişletilen bez fabrikasını açmaya gelmişti.
Dil Kongresi’ne bütün bakanlar, milletvekilleri ve bazı büyükelçiler gelmişlerdi. Dil konusunda tezi olanlar, kürsüye çıkıp konuşmuşlar, fikirlerini beyan etmişlerdi. Bunlar arasında üniversite profesörlerinden Cafer Kırımi Bey de kürsüye çıkarak tezini savunurken, Kırımlı olmasından dolayı söz arasında Ruslar hakkında biraz sitemde bulununca Atatürk çok kızmıştı ve:
Burası siyaset meydanı değildir, indirin şunu hemen, demişti ve ardından profesörü kürsüden indirmişlerdi. Neyzen Tevfik bu olayı öğrenince şu kıtayı yazmıştı:

Fabrika yaptı Sümerbank bez için,
Çok muazzam bir eser bu laf değil,
Dil işinde ehli dil tezden dedi:
Sıçtı Cafer, bez getirsin başvekil.

Bu deli adamın başka şiirlerinden birkaçı da şöyle:

BE HEY DÜRZÜ

Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki orucumu sorarsın!
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa niye türban sorarsın!

Rakı, şarap içiyorsam sana ne!
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma.
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder